3 Eylül 2012 Pazartesi

Sivasspor 0-0 Fenerbahçe l Çift Forvet

Hafta içinde Spartak Moskova'ya karşı aldığı beraberlikle Şampiyonlar Ligi gruplarına kalamayan Fenerbahçe, Sivas deplasmanında da benzeri bir sonuca imza attı ve golsüz biten maç ile birlikte camiayı tekrar ayağa kaldırma fırsatını elinin tersiyle itmiş oldu. Sorunları rafa kaldıracak, takımın önüne ışık tutacak kritik sınavda sergilenen oyun ise yine tam not alamadı. Ayağa kaldırma işi de haliyle yapılma ihtimali olan transfere kaldı. Bu yeni oyuncunun sahaya koyacağı niteliğin konumu, sezonun geri kalanı adına tamam ya da devam diyecek türden noktasında. Kafa olarak futbolcular birini arıyor; görünmese de, ister istemez görüyorlar. Futbolcuların bu ruh haline döndüğü noktada, milli maç arasının gelmesi de büyük şans doğrusu ve şimdi önlerinde bir nefes, bir soluklanma fırsatı var.

Fenerbahçe, Moussa Sow gibi kaliteli ayak yine sol kanada hapis kalacak diye düşündüren ilk 11 ile sahadaydı. Bunun böyle olmadığını ise maçın başlama düdüğüyle birlikte anladık. Çünkü Fenerbahçe, çift forvet oynuyordu. Diziliş olarak 4-2-3-1'den, net bir şekilde 4-3-1-2'ye dönmek; takımın boyunu da kısaltmıştı ama kafalarda çok başka şeylerin olması ve ilerleyen dakikalarla yorgunluğun da bastırmasıyla, istenen gol bir türlü gelmedi. Aykut Kocaman'ın yaptığı değişikliklerle de, eski sisteme yeniden dönüldü.

Çift forvetli sistemde Fenerbahçe gol bulamamış olmasına rağmen, bazı şeyleri yerine oturtmuş gibiydi. Bunun en güzel örneği de; Gaziantepspor ve Spartak Moskova maç yazılarında belirttiğimiz gibi, yeni bir oyuncunun gelmemesi halinde Mehmet Topuz'un merkeze kaydırılması ve Mehmet Topal'ın Fenerbahçe forması altında en iyi oyununu kanatlara yayılarak oynaması gerçeği olarak göze çarpıyordu. Üçlü orta sahanın merkezinde Selçuk Şahin, sağ yanında Mehmet Topuz ve sol yanında Mehmet Topal ile maçın başlaması da bu doğrultuda çok olumlu bir gelişme oldu. Bunun sahadaki yansıması ise; tam not verilecek türden olmasa da, geçtiğimiz maçlara oranla hücuma daha rahat çıkan bir Fenerbahçe'ydi.

Hücuma rahat çıkan Fenerbahçe, bundaki çabukluğu ve isabeti ise; kuşkusuz takımın boyuna ve aynı tipte oyuncuların, aynı göreve verilmemesine borçlu. Dirk Kuyt ve Sow hareketli olunca, bu canlılık Sivasspor savunmacılarının yerleşmesini ciddi bir şekilde bozdu. Ancak Alex'in formsuzluğu, bu ikilinin şanssızlığı oldu. Sistemin şanssızlığı da, bekler ve çabuk düşen kondisyon oldu. Bütün sahayı kullanması beklenen bekler, sadece Hasan Ali Kaldırım'ın bir kere gelmesiyle çalıştı. Onda da Alex, kafa vuruşunu kaleciye nişanladı.

Bu yeni sistemin denendiği dakikalar içinde, savunma olarak da Fenerbahçe'nin fazla sıkıntı çekmediğini söyleyebiliriz. Özellikle Gaziantepspor'a karşı verilen pozisyonlar göz önüne alınırsa; Sivasspor'a bu sistem dahilinde verilenler, sadece bireysel hatadan kaynaklı top ile çıkamamak olarak gözükecektir. En önemlisi de Gökhan Gönül'ün topu uzaklaştıramayıp, Aatıf'ın önünde kalan toptu zaten. Peki neden bu sistemden vazgeçildi, eski sistem geri döndü? İşte o da büyük bir soru işareti olarak kalacak, çünkü oyun içinde açıklamasını biz hiç bir şekilde bulamadık. Oyuncu değişikliklerinden sonra, Fenerbahçe'nin yediği ciddi baskı da bizleri destekler nitelikteydi.

Ev sahibi Sivasspor ise, geleneksel dizilişiyle sahadaydı. Kanatlardan biri uzak forvet, merkezde de üç mücadeleci oyuncu olmak üzere; 4-2-3-1. Fenerbahçe'nin oyuncu değişikliğine kadar da, oyunu geride kabul eden anlayış. Bu noktada, hızlı bir Kamil Grosicki'nin varlığını aradılar. Yeni transfer Aatıf, teknik ama devamlılığı zayıf bir görüntü içindeydi. Takımın en ileri ucundaki Eneramo ise; yazı kulüp aramakla geçirmesine rağmen, çok diri ve sürekli kanatlara açılıp top alması olsun, ikili mücadelelerde Yobo- Egemen Korkmaz ikilisini yıpratan görüntüsü olsun gayet olumlu bir oyun oynadı.

Sivasspor: Milan Borjan, Uğur, Erhan, Navratil, Ziya, Doğa (70 Rajnoch), Kadir, Pedriel (72 Grosicki), Erman Kılıç (89 Murat Akça), Aatıf, Eneramo

Fenerbahçe: Mert Günok, Gökhan, Egemen Korkmaz, Yobo, Hasan Ali (85 Semih Şentürk), Mehmet Topal, Selçuk, Mehmet Topuz (70 Caner), Alex (70 Stoch), Kuyt, Sow

31 Ağustos 2012 Cuma

Videoton 0-0 Trabzonspor l Sessiz Sinema

Anorthosis Fagamusta, Otelul Galati ve son olarak Videoton. Bu saydıklarımız, yakın zamanda Trabzonspor'u çeşitli eleme maçları sonunda saf dışı bırakan ve bu kulvarlarda yoluna devam etme hakkı alan takımlar. Sıradan, kağıt üzerinde temsilcimiz Trabzonspor'a rakip olamayacak takımlara karşı alınan sonuçlar ise artık büyük bir ayıp. Bir olur, iki olur ama üç olmaz. Hele ülke puanına şiddetle ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde, hiç olmaz. Kocaman bir 180 dakika derken, buna 30 dakika uzatma da eklendi. Maç içi uzatmalara da toplam 10 dakika desek; toplam 220 dakika boyunca, Trabzonspor Macar rakibine gol atamadı. Gol atmayı bırakın, girilen pozisyonlar bir elin parmaklarını geçmedi. Sonra penaltı şansı yanımızda değildi dersen, haliyle kimse yemez.

Öncelikle filmi başa saralım ve geçtiğimiz haftaya dönelim. İlk maçın bize gösterdiği; Şenol Güneş ve yardımcılarının Videoton'u zayıf görüp, rakibi yeterince analiz etmediği gerçeğiydi. Bunu inkar eden olursa da, kendisinin analiz yeteneğinin bu düzey için yeterli olmadığını bilmesini isterim. Rakibin savunma düzeni nasıl, hücuma hangi çerçeveyle bakıyorlar? Bu soruların cevapları bizde yoktu, normal ama Şenol Güneş ve yardımcılarında da yoktu. İşte bu hiç normal değil. Videoton teknik ekibi ise, Trabzonspor'u adeta ezberlemiş olarak sahaya çıktı. Bunu öğrencilerine de aynı şekilde yansıttı. Kanatları yardımlaşmalı savunmayla kapatma, üstüne orta sahaya tehlikeli bölgede top yaptırmama. Sonuç olarak, kilitlenen Trabzonspor.

İlk maçta ezber bozamayan, rutin oyununa devam eden temsilcimiz Macaristan'da da aynı şekildeydi. Tempo yapamayan, kanatları kullanamayan ve topu ileriye taşıyamayan Trabzonspor'un yapması gereken; ayağında topu tutup oyunu daha da yavaşlatmaya çalışan oyuncular yerine, tek top oyununu iyi oynayan isimler kullanmaktı. Bunların kenardaki örnekleri ise Colman ve Adrian'dan başkası değildi. Birisi Fenerbahçe'nin Alex sorunu gibi bir duruma kurban gitti, diğeri de kalabalık olan o rotasyonda tercih kurbanı oldu. Trabzonspor, sadece Soner Aydoğdu'nun ayağına baktı. Orta sahanın bütün topla ilgili olan işleri, Soner'e yaptırılmaya çalışıldı. Zokora yardım etmedi, istese de bu konuda edemezdi. Alanzinho da farklı tipte bir oyuncu olduğundan, takımın pas trafiği sınıfta kaldı. Bizim maç boyunca televizyondan gördüğümüz bu olay, Trabzonspor kenar yönetimi tarafından ne yazık ki görülemedi.

Oysaki ilk maçta Şenol hocanın eline bu konuda fırsatta geçmişti. Fırsat, Giray Kaçar'ın sakatlanmasıydı. Elde tek oyuncu değişikliği hakkı varken; ileri çıkmayan rakibe karşı Zokora geriye atılıp, Vittek oyuna dahil olabilirdi ama kenar yönetim Mustafa Yumlu'yu alarak, çözüme ulaşmaya çalışmayan bir değişiklik yaptı. İkinci maçta da, farklı bir şey olmadı. Trabzonspor uzatma dakikalarının son dakikalarında gol araması gereken yerde, rakip ceza sahasına yakın yerde kazandığı taç atışını geriye kadar dönüyordu ve bu da zihinlerdeki fikiri çok net bir şekilde ifade ediyordu.

Trabzonspor yönetimi transfer konusunda geç kaldı. Eksikler çok önceden beri biliniyorken, doldurulmadı ama turun mazereti yukarıda anlatmaya çalıştığımız nedenlerle birlikte bu olamaz. Eldeki kadro, eksiklerine rağmen Videoton ekibine 220 dakika sonunda gol atabilecek bir kadroydu. Kaçan turun analizi de bu doğrultuda yapılırsa, en doğru yere parmak basılmış olacaktır.

Videoton: Bozoviç, Brachi, Vinicius, Caneira, Stopira, Oliveira (77 Gyurcso), Sandor, Toth Blazs, Mitroviç, Walter Lee (102 Kovacs), Nikoliç (70 Torghelle)

Trabzonspor: Onur, Serkan, Mustafa, Bamba, Celustka, Zokora, Soner, Alanzinho (111 Sapara), Volkan Şen (60 Halil), Yasin (83 Vittek), Henrique

30 Ağustos 2012 Perşembe

Fenerbahçe 1-1 Spartak Moskova l Boşa Giden Dakikalar

Şampiyonlar Ligi gruplarında iki takımla mücadele edip etmeyeceğimizi belirleyecek maç sonunda istediğimiz sonuç gelmedi ve temsilcimiz Fenerbahçe elendi. Fenerbahçe için sezonun yol haritasını çizecek bu maç, arabanın yakıtını tam yaktırmayarak boşa harcayan şoför gibi dakikaları çöpe atan Aykut Kocaman adına ise büyük hayal kırıklığı oldu. Tıpkı Young Boys, tıpkı Paok maçlarında olduğu gibi. Avrupa maçları karnesinde tek Vaslui deplasmanında galibiyeti olan ve Türkiye'de de Fenerbahçe'nin derbi ritmini bozan Aykut Kocaman, bu şartlar altında Fenerbahçeli kimliğine çok şey borçlu olsa gerek.

Zamanında Alex olmadan yoluna devam etmeyi düşünen ancak ilk denemesinde başarılı olamayan Aykut Kocaman'ın, ikinci denemesi ise bir hayli ilginç. Şöyle toparlayacak olursak; Alex'siz, Alex'in mutlaka olması gereken bir şekilde sahaya dizilen Fenerbahçe. Yani 4-2-3-1; aynı tip Selçuk Şahin- Mehmet Topal ve önlerinde Mehmet Topuz, zaman zaman sağ çizgideki Kuyt. Sol önde ise topu dikine taşıyabilecek tek isim, Krasic. Bu orta saha düzeniyle Alex olmadan Fenerbahçe'nin çeşitlilik yaratması mümkün değil, tek bir önlem ile bütün takım kilit. Orta ikili top çıkaramaz, Mehmet Topuz top taşıyamaz. Kuyt ise ancak karıştırıcı görevi görür. Böylelilikle bütün yük Krasic veya sonradan giren Stoch'a kalır ama onun da kontrolü, rakip için kolaylaşır. Nitekim de Spartak Moskova bunu çok rahat uyguladı, statik Fenerbahçe'ye ilk yarı itibariyle pozisyon vermediler.

İleride top tutamayan Fenerbahçe'ye ilk yardım, Moskova'nın ikinci yarıya geriye yaslanarak başlaması; ikinci yardım ise, Alex değişikliği sonucunda Mehmet Topuz'un merkeze çekilmesiyle geldi. Topuz üçüncü bölgeye kendini atarak oyunu dinamikleştirdi, Topal da Gaziantepspor maçındaki kimliğine döndü. Bu maçın başında kendisini frenleyen isim, ne yaptığını bilmeyen Selçuk Şahin'di. Bu bölgeye transfer gelmemesi halinde, iki Mehmet'in burada oynaması Fenerbahçe'nin ofansif gücüne katkı sağlayacaktır gibi gözüküyor, bunun üstüne gidilmesi gerekir. Maçtaki tek doğrusu Alex değişikliği olan Aykut Kocaman, on kişi kalan rakibine karşı yine aynı düzende oynamaya devam etti ve bu ısrarı da pahalıya patladı. Oysa elinde Kuyt varken, onu sağ çizgiden kurtarabilir. Sayıca eksilmiş rakibi, farklı yollardan bozguna uğratmayı deneyebilirdi.

Alex'siz oynayacağım diyen Aykut Kocaman'ın sistem değişikliğine gitmemesi bir yana, takımını psikolojik olarak da olayın için dahil edememesi ciddi sorun olarak gözüktü. Tam 45 dakika boyunca, Fenerbahçe bir panik halinde oynamaya çalıştı. Garip sistemine, hakem ve rakiple uğraşmayı da ekleyince ortaya karma karışık bir durum çıktı. Bu kaos ortamına müdahale etmeyen, izlemeyi tercih eden Aykut Kocaman ise bir başka eksi almış oldu.

Kısa kısa bazı oyunculara göz gezdirecek olursak;

Mert Günok: Galatasaray maçındaki zamanlama hatası, yine gerçekleşti. Gol pozisyonunda zamanınında çıkamadı, Arı bitirdi. Geçen hafta sonunun yıldızı genç kaleci, bu konuya özel olarak eğilmeli.

Yobo- Egemen Korkmaz: Uyum sorunu yaşıyorlar, biraz daha zamana ihtiyaçları var.

Selçuk Şahin- Mehmet Topal: Hafta sonu oynanan Gaziantepspor maç yazımızın içinde övgü alan iki isimden, Selçuk Şahin çok kötüydü. Top kaybı sayısı fazla, oyuna girme yüzdesi düşüktü. Mehmet Topal ise Selçuk Şahin ile birlikte vasat, Mehmet Topuz- Cristian ile birlikte iyi oynadı. Geçen maçlara göre; onun performansı, yanındakinin performansına direk bağlı olarak gözüküyor diyebiliriz.

Alex De Souza: Bu takımda her zaman oynar.

Fenerbahçe: Mert Günok, Gökhan Gönül, Yobo, Egemen Korkmaz, Hasan Ali Kaldırım, Kuyt, Mehmet Topal, Selçuk Şahin (59 Alex), Krasic (16 Stoch), Mehmet Topuz (79 Cristian), Sow

Spartak Moskova: Dykan, Kirill Kombarov (66 Bilyaletdinov), Suchy, Insaurralde, Makeev, McGeady, De Zeeuw, Romulo, Dmitri Kombarov, Ari (51 Carioca), Emenike (74 Dzyuba)

26 Ağustos 2012 Pazar

Fenerbahçe 3-0 Gaziantepspor l Alex De Souza

Lige İzmir'de bıraktığı iki puanla başlayan Fenerbahçe, sezonun yol haritasını çizecek Spartak Moskova rövanşı öncesi oyun olarak güven vermediği maçı net bir skorla kazanarak üç puanı cebine koydu ama geride bıraktıkları ile sıkıntıların merkezinde olduğunu gösterdi. Gaziantepspor'a verilen ciddi pozisyonlar kafalarda soru işaretleri oluşmasına neden olurken, Alex sorunsalı da kulübün ilk gündem maddesi haline tam olarak geldi. Bu iki olayı özetleyen durumlar ise, Mert Günok'un maçın adamı olması ve Aziz Yıldırım'ın maç içerisinde sahaya inip konuşmasıdır.

Elazığspor'a karşı oynayan takımdan beş farklı isimle maça başlayan Aykut Kocaman; geri dörtlüden üç ismi değiştirerek, Egemen Korkmaz'ın yanına hafta içi Rusya deplasmanında olduğu gibi Gökhan Gönül- Yobo ve Hasan Ali Kaldırım'ı yerleştirdi. Orta sahada Selçuk Şahin ve Mehmet Topal ikilisi görevlendirilirken, Mehmet Topuz ve Krasic de geçen haftadan farklı olarak takıma giren isimlerdi. Bu saydıklarımızın içinde en büyük değişim ise, kuşkusuz maç gününden önce öğrenilen Alex'in kadroda olmaması ve bu karşılaşmada forma giymemesiydi.

Aykut Kocaman temelinde gözüken Alex olayı, Aziz Yıldırım'ın sahaya inmesiyle boyut değiştirdi. "Aykut söyle, Alex nerede" sloganına tepki için taraftara anons yapan Fenerbahçe kulübü başkanı, "bu olayın çıkış noktası benim" düşüncesini akıllara soktu ve bizce çok net olarak bunu gösterdi. Bunu gösterirken ise, her daim yanında olan taraftarına çok büyük ayıp etmekten kaçınmadı. Hiçe saydı, görmezden geldi. Aziz Yıldırım'ın bu hakkı kendinde görmesini ise, maalesef Fenerbahçe taraftarı sağladı. Yanlışlarını hiç bir şekilde söylemediler, hatta onun için devlete kafa tuttular. Bunun geri dönüşü de, Aziz Yıldırım'ın kendisini Fenerbahçe'nin sahibi olarak hissetmesi oldu.

Altı ay önce Alex'in heykeli dikilecek adam konumundayken, bugün istenmeyen adam durumuna gelmesinin temelinde yatan durum ise Alex'in başkanına yeteri desteği sağlamamış olmasıdır. Birinci adam, birinci adamlıktan ziyade teşbihte hata olmamakla beraber "herkesin önünde eğilmesini" isteyen Aziz Yıldırım da bu çıkışıyla fikrimize ciddi destek sağlamıştır.

Fenerbahçe saha dışında Alex olayıyla birlikte tat vermiyorken, saha içi de aynı şekilde oyun olarak geçtiğimiz maçlardaki gibi hiç tat vermedi. Skor olarak çok rahat bir galibiyet almış gibi gözüken Fenerbahçe, kalesinde gördüğü tehlikeler ile korkulu dakikalar yaşadı. Özellikle yeni transfer Hasan Ali Kaldırım, pozisyon alma ve top uzaklaştırma- kullanma konusunda ciddi sıkıntılı bir görüntü verdi. Rakibine oyun 0-0 ve 1-0 olduğu dakikalarda toplam 6 tane net gol fırsatı veren Fenerbahçe'yi rahatlatan ise; Hikmet Karaman'ın yaptığı değişiklikler ile savunmayı üçe indirip, rakibe boş alan bırakması oldu. Bu dakikaya kadar pozisyon bulmakta zorlanan Aykut Kocaman'ın öğrencileri, bu andan sonra pozisyon buldu ve akabinde skora gitti.

Bu kadar olumsuzluk içinde Fenerbahçe'nin iyilerini ayrı maddeler halinde sayarsak ise;

* Mert Günok: Kesinlikle maçın adamıydı.

* Selçuk Şahin: Emre Belözoğlu'nun takımdan ayrılmasıyla birlikte orta sahada sorumluluk alacak oyuncu sıkıntısı çeken Fenerbahçe'ye, bu maçta o sıkıntıyı çektirmeyen oyuncu olarak dikkat çekti. Kendini boşa çıkararak toplar alan ve takımını yönlendiren Selçuk Şahin, orta sahanın başarılı oyuncularından biri oldu.

* Mehmet Topal: Geldiği günden beri en iyi maçını çıkardı. Attığı golün öncesinde koluyla bir müdahale olmasına rağmen, oyununu beğenmemizi sağlayan unsur golü değildi. Kanatlara gelerek, ikili- üçlü organizasyonların içinde olan Mehmet Topal'ın üçüncü golde de Hasan Ali Kaldırım'a pası veren isim olduğunu hatırlatmakta fayda var.

şeklinde sıralanacaktır.

Fenerbahçe: Mert Günok, Gökhan Gönül, Yobo, Egemen Korkmaz, Hasan Ali Kaldırım, Mehmet Topuz (78 Caner Erkin), Selçuk Şahin, Mehmet Topal, Krasic (63 Cristian), Sow (85 Recep Niyaz), Kuyt

Gaziantepspor: Karcemarskas, Binya, Kecojevic, Şenol Can, Ivan de Souza (72 Ekrem Dağ), Ismael Sosa (46 Cenk Tosun), Serdar Kurtuluş, Yasin Pehlivan, Turgut Doğan Şahin (72 Bekir Ozan Has), İbricic, Muhammet Demir)

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Mersin İdman Yurdu 0-0 Orduspor l Zevkli Mücadele

Futbolun güzelliğini, sadece gol ile sınırlandırmanın ne kadar yanlış olduğunu gösteren bir mücadeleye tanıklık ettiğimiz bir doksan dakikayı geride bıraktık. Sessiz ama zevkli bir maç, pazar gecesinin kapanışı için gayet yerindeydi doğrusu. Mersin İdman Yurdu topa sahip olarak pozisyon aradı, bulamadı; Orduspor ise topun arkasında kalarak hızlı hücumlar ile pozisyon aradı, buldu ama atamadı.

Sezona "yeni Orduspor" olarak giren Karadeniz temsilcisi, geçen sezondan farklı 7 isim ile sahaya çıktı. Sahada 4-4-2 şeklinde dizilen Orduspor birbirlerine her alanda yakın olunca, ilk maçı da olumlu sinyaller vererek kapattı. Hector Cuper'in kafasındaki ana düşünce kanat oyuncularını hızlı çıkartarak, forvetleri de savunma arkasına sarkıtma düşüncesine uygun bir şekilde; sağ kanada Umbides, sol kanada da Monje yerleştirildi. Önlerinde de seriliği ile bir anda çıkış yapan Barral ve mücadeleci Hasan Kabze yer aldı. Ofansif düşüncenin bu dört isim ya da pozisyon üzerinden şekillendiği Orduspor; savunma arkasına Barral ve yerine giren Stancu'yu kaçırdı, sağ taraftan sol tarafa aktarılan uzun top ile de net bir pozisyona girdi. Bu pozisyonların gol ile sonuçlanmamış olması, sistemin işlediği gerçeğini değiştirmediği için elindeki yapıyla başarılı bir maç çıkarıldığını söyleyebiliriz.

İşin savunma kısmını da Cuper'in geleneğinden geldiği gibi; topun arkasında kalıp, topu rakibe bırakarak uygulayan Orduspor bunda da başarılı oldu. Mersin İdman Yurdu cephesine duran top ve Yattara'nın bireyselliği dışında, fırsat verilmedi. Kısacası maçı "yalancı baskı" eşliğinde götürdüler ve istediklerini aldılar; hatta pozisyonlara bakarak şunu rahatlıkla dile getirebiliriz ki, hak ettiklerinden azını aldılar.

Bireysel olarak; Umbides ve Monje, kanatlarda savunma desteğini gayet yerinde yapan ve hücuma da çok seri çıkabilen isimler olarak dikkat çektiler. Bu sistem devam ettiği sürece de, Orduspor'da sayacağımız kilit isimlerin başında geleceklerdir. Barral, çok seri ve sahada akan bir oyun oynamasına rağmen bitiricilik olarak sınıfta kaldı. Nizamettin ve Şamil merkezi de, rakibi karşılama konusunda başarılıydı.

Trabzonspor'da son dönemlerinde ciddi eleştiri alan ve yurt dışı deneyimi yapan Ibrahima Yattara, oynadığı oyun ile yıldız olduğu dönemlerden bir kesit sundu dersek yanlış olmaz. Kapalı savunmayı aşmakta zorlanan takımına, çalımları ve teknik bileğiyle esneklik kazandırdı ve günün Mersin İdman Yurdu adına da en çok dikkat çeken ismi oldu. En uçta Nobre'nin, arkasında Culio'nun ve sol tarafta da içeri koşular yapabilecek Nduka'nın olduğu bir ortamda çizgi oyuncusu olarak Yattara'nın bu performansını önümüzdeki maçlara taşıması takımı bir- iki gömlek üst seviyeye koyacak olay olabilir.

Mersin İdman Yurdu: Sehiç, Stepanov, Nduka (88 Murat), Ergin, Ben Yahıa, Mustafa Sarp, İbrahima Yattara (88 Erdal), Mustafa Keçeli, Aydın, Hakan (61 Culio), Serkan 

Orduspor: Fornezzi, Ferhat, Ali, Agustın Garcia, Şamil, Nizamettin, Monje (88 Müslüm), Umbıdes, Miguel Garcia, Hasan (80 Abdulkadir), Barral (63 Stancu)

19 Ağustos 2012 Pazar

Senijad Ibricic

Gaziantepspor'un Hikmet Karaman döneminde alt sıralardan lige tutunup, üst sıralara tırmanmasının baş aktörü kimdi diye soracak olursak; kuşkusuz herkesin cevabı Marek Sapara isminde birleşecektir. Savunmayı ileriye çıkartan Hikmet hoca, orta saha ile hücum bağlantısını da Trabzonspor'dan kiralık olarak gelen Sapara ile sağlamış ve takımın şefi olan Sapara için de bu düzen ilaç gibi gelmişti. Kiralık sözleşmesinin bitmesiyle takımına geri dönen Slovak oyuncu, Gaziantepspor adına soru işaretleri bırakmıştı ancak Gaziantepspor'un yaptığı takviye ile Sapara'yı aratmayacak bir ismi kadrosuna kattığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ibricic ile ilk tanışmam, Hırvatistan dönemlerinden gelmektedir. Süper Lig için isimler bakarken dikkatleri üzerinde toplayan Bosna Hersekli futbolcu, o yıllardan sonra Rusya aktarmalı da olsa Türkiye yolunu tutmuş oldu. Top ile arası oldukça iyi olan Ibricic, orta saha- hücum bağlantısı arasındaki boşluğu doldurup kanat rotasyonu iyi olan Gaziantepspor'a oyunu açabilecek bir numaralı isimlerden birisidir. Rakip oyuncuların dikkatini üzerinde toplayacak, bu sayede de Gaziantepspor hücumcuları rahat bir nefes alacaktır.

Dün Sivasspor karşısında ilk maçına çıkan Ibricic, özellikle ilk yarıda gayet etkili bir oyun ortaya koydu. Kendini boşaltarak çaprazdan kaleyi gördüğü bir pozisyonda topu direkten döndü, bir başka topu da Pedriel tarafından çizgiden çıkartıldı. Bu iki girişim dışında da, hücumu yönlendiren isim yine kendisi oldu. Sık bir şekilde de geriye gelip top aldı ve geriden oyun kurdu. Takıma ısınmasıyla birlikte daha uzun süreli ve iki uzak forvet tarzı yerine, normal olarak bir kanat- bir uzak forvet ile oynadığında da daha iyi hücum çeşitliliği sağlayacaktır.

SB Elazığspor 1-1 Fenerbahçe l Fair Play

Maç başlarındaki seremoniler sırasında, küçük çocukların üzerindeki formalarda yazan "fair play" lafının sözde kaldığı bir maçı geride bıraktık. Sanica Boru Elazığsporlu Bülent Ertuğrul yerde yatarken, Mehmet Topuz başta olmak üzere bütün Fenerbahçeli futbolcular oyuna devam etti ve hakem Tolga Özkalfa da buna seyirci kalınca, atak gol ile sonuçlandı. Skorun eşitlenmesi bir yana, Sedat Bayrak'ın acemiliğinden kaynaklı olarak Elazığspor uzatmalarla birlikte son yarım saati on kişi oynamak zorunda kaldı. Özellikle son anlarda rakip üzerinde ciddi baskı yaratan Fenerbahçe, pozisyonlardan yararlanamayınca ise iki takım birer puanı paylaştı.

Artık herkesin bildiği ve gördüğü gibi, Fenerbahçe'nin Emre Belözoğlu'ndan sonraki oyunu rakip sahaya yıkan merkez orta saha oyuncu eksikliği bas bas bağırmaya devam ediyor. Oyunu bu şablon altında iki farklı bölgede oynayan sarı lacivertliler, topu ileri alana taşımakta yavaş kaldığından dolayı da rakibe hazırlanması için ekstra süre tanımış oluyor. Merkez ikiliye baskı geldiğinde topu ileri taşıyamayan Fenerbahçe, bu oyuncu yapısıyla bunu aşacak gibi de görünmüyor. Taraftarın tepkisini çeken Selçuk Şahin, Cristian Baroni ve Mehmet Topal üçlüsünün bu noktada en az suçlu olan isimler olduğunu da ifade etmek gerekiyor. Onlardan yapamayacakları şeyleri beklemek, sanırım en yanlış iş olarak dikkat çekiyor. Fenerbahçe'nin bu sorunu aşmasının tek yolu, transfer dönemi kapanmadan bu bölgeye bir transfer yapmaktan geçiyor ancak olası Spartak Moskova mağlubiyeti dışında buna yöneleceklerini de düşünmüyorum.

Geçtiğimiz Galatasaray maçı ve bu maçın gösterdiklerinden yola çıkarak; Fenerbahçe savunma hattının temel taşları Gökhan Gönül ve Yobo olmadan bu savunmanın bir artısının kalmadığı, Mehmet Topal'ın bu sistemde başarılı olmasının zor olduğu ve bu bölgeye çift yönlü bir transfer ihtiyacı, Kuyt'ın büyük kazanç olduğu, Fenerbahçe'nin kanatlarının Caner Erkin- Krasic ikilisi olması gerektiği notlarını söyleyebiliriz.

Ligin yeni ekiplerinden Elazığspor, klasik Bülent Uygun takımlarının uyguladığı taktik ile sahada yer aldı. Savunmayı geri çeken Elazığspor, orta sahayı da kalabalık tutarak Fenerbahçe'nin top yapmasının önüne geçti. 4-1-4-1 dizilişiyle; Mehmet Topal- Selçuk Şahin ikilisine rahat vermeyen Bülent Uygun'un öğrencileri, dörtlü savunmanın önündeki Sezer Badur ile de Alex'i kontrol etti. Defansif olarak beklenenleri başarılı bir şekilde yerine getiren Elazığsporlu oyuncular; ilk devre Sedat Bayrak'ın ıskaladığı ve Kuyt'ın karşı karşıya kaldığı pozisyon dışında Fenerbahçe'ye pozisyon vermedi. Bekler rakip kanat oyuncularına karşı iyi durup, bindirmeleri yerinde yaptı.

Elazığspor, ofansif olarak da hızlı hücumlarla ters kanadı ceza sahasına sokma düşüncesindeydi. Tum artı ters kanat ile nispeten sayıca fazlalaşmak isteyen Elazığspor; Köksal'ın savunmayı kendine çekerek, Orhan Şam'ın da Tum'u takip etmemesi sonucunda boş kalmasıyla güzel bir kontra golüne ulaştı. Bu golden sonra, farkı ikiye çıkarmak için yine hızlı hücumlar bulan Elazığspor'un eksikliği ise bu hücumları yönlendirecek biri oldu.

Sanica Boru Elazığspor: Ivesa, Adem, Bilica, Sedat, Kwasie, Bülent, Sezer, Murat (77 Gökhan), Faubert (73 Spahija), Köksal, Tum (87 Feidouno)

Fenerbahçe: Mert, Orhan (58 Mehmet Topuz), Bekir, Egemen, Caner, Kuyt, Selçuk (75 Krasic), Mehmet Topal (58 Cristian), Stoch, Alex, Sow)