Son yıllarda gerilimi üst noktada yaşayan iki takımın mücadelesi başladığı gibi biterken, o görmek istemediğimiz gerilim sahneleri de rafa kalkmış bir görüntü içerisindeydi. Avrupa Ligi grup maçlarına 2-0'dan verdiği maç ile başlayan Fenerbahçe, bu maçta da kaldığı yerden devam etti ve Trabzonspor özellikle Olcan Adın ile fırsatları birer birer harcayınca, Kadıköy yenilmezlik serisini zar zor devam ettirebildi.
Meireles geldikten sonra taktik dizilişini takıma oturtan Aykut Kocaman, Mersin İdman Yurdu ve Marsilya maçlarında olduğu gibi 4-4-1-1 ile maça başladı. Bu iki maçtan farklı olan ise, Mersin maçında ileri uçta oynayan Kuyt yerine Hollandalı'nın sakatlığı nedeniyle Marsilya maçında da formayı alan Sow ve hafta içinde sol çizgide oynayan Caner Erkin yerine Stoch'du. Karadeniz temsilcisinde de Şenol Güneş, geçtiğimiz hafta Trabzon'da kazandığı Sivasspor maçından üç ismi değiştirerek sahaya çıktı. Kaleci Tolga Zengin sakatlık ile birlikte aldığı kaleyi yine sakatlık nedeniyle Onur Recep Kıvrak'a, tecrübe eksiği olan Zeki Yavru daha tecrübeli Celustka'ya ve Henrique'de yerini sakatlığı geçen Olcan Adın'a bıraktı. Takım ise kimi zaman 4-1-4-1 ve kimi zaman 4-2-3-1 ile sahaya dizildi.
Maçın gelişimini belli periyotlara ayırırsak daha sağlıklı bir analiz yapmamız mümkün olacaktır. Bu periyotlarda, oyunun gidişatı ile devrelerin ilk 20 dakikası ve son 25 dakikası olarak belirlendi. Özellikle ilk 20 dakikalarda Trabzonspor, rakip alanda çok arzulu bir baskı pres uyguladı. İyi bir pas trafiği kurulmasına rağmen, bu pres kaybedilen topların da Trabzonspor cephesinde kalmasını sağladı ve Fenerbahçe hücuma çıkmakta oldukça zorlandı. Kalesi baskı altına alındı. Bu dönem içerisinde Trabzonspor; beklerinden hücum katkısı, orta saha elemanlarının uzaktan şutları konusunda hep bir deneme halindeydi. Tek sıkıntı ise, bu tip bir oyuna uygun olan Janko'nun sahada olmamasıydı. Bu baskı dönemlerinde faydalı olabilirdi, tercih edilmedi.
İlk 20 dakikalarda oyuna hakim olan Trabzonspor, bunu son 25 dakikalarda biraz daha kontrole bıraktı çünkü bu baskı presin 90 dakika uygulanması mümkün değildi. İşte burada Fenerbahçe biraz rahatladı ama kendini ileri atacak gücü yine bir yerlerden bulamadı. Burada Fenerbahçe için bir ayrım daha yapabiliriz. Bu ayrım da; ilk yarının son 25 dakikası ve ikinci yarının son 25 dakikası şeklinde olur. İlk yarıda duran top dışında kanatları çok iyi kapatan Trabzonspor'a karşı en azından savunma arkasına sarkmaya çalışarak veya hata bekleyerek pozisyona girmeye çalışan Fenerbahçe, ikinci yarı bunu sadece duran topa bıraktığı gibi düşen kondisyon ile beraber arka tarafı da hiç kontrol edemedi. Çok geniş alanlar bıraktı ama şanslıydılar ki Trabzonspor bunları değerlendirip sonuca gidemedi.
Fenerbahçe için bu oyundan düşmenin bir kronikleşme haline geldiğini görüyoruz. Son dönemden Sivasspor maçı olsun, geçen hafta oynanan Mersin maçı veya hafta içi çıkılan Marsilya maçı. Henüz sezonun başında çekilen bu sıkıntı için de haliyle diyecek bir şey bulamıyoruz. Bas bas bağıran bu sıkıntı, kaybedilen puanlar olarak haneye dönüyor. Ağır darbeler alınıyor. Örneğin; Marsilya'nın Oyun Planı yazısında kaybedilse dahi sıkıntı olmayacak maç olarak nitelendirdiğimiz Marsilya maçında iki puan öyle bir bırakılıyor ki, oluşabilecek en kötü senaryo oluşuyor. Tabii Aykut Kocaman'da yaptıklarıyla, buna zemin hazırladı. Hatalardan ders almak yerine, aynı hatalar tekrarlandı. Sonuç olarak da bilinmezlikler içerisindeki bir Fenerbahçe ortaya çıktı.
Trabzonspor cephesinde ise kurulan orta saha düzeneği sonuç vermeye başladı. Bunun en büyük nedeni de, Sapara'nın artık sorumluluk alıyor olması. Hem defansif olarak, hem ofansif olarak sürekli oyunun içerisinde ve bölge paylaşımı konusunda yanındakilerle birlikte uyum içerisinde. Alanzinho'nun pres konusundaki başarısı da, bu düzen içindeki varlığını gerekli kılmaya yetiyor. Colman'ın da bu tarz pres konusunda başarılı olması, forma değişimini ilerleyen dönemlerde rahatlatacaktır.
Geriye baktığımızda; Trabzonspor'un direkten dönen iki topu, kaçan yüzde yüzlük pozisyonlara karşılık Fenerbahçe'nin bir direkten dönen topu ve net bir pozisyona girememesiyle deplasman takımının kaçırdığı iki puanı görebiliyoruz. Haliyle bu noktada da Fenerbahçe için oyunun gösterdikleri çok kötü olmasına rağmen, sonucun iyi olduğunu söyleyebiliriz.
Fenerbahçe: Volkan, Gökhan, Bekir, Yobo, Hasan Ali, Mehmet Topuz (76 Semih), Meireles, M.Topal, Stoch (76 Cristian), Alex, Sow Sow (84 Recep Niyaz)
Trabzonspor: Onur Recep Kıvrak, Celustka, Mustafa Yumlu, Bamba, Emerson, Yasin Öztekin (81 Barış Özbek), Zokora (81 Henrique), Sapara, Olcan Adın, Alanzinho (89 Janko), Halil Altıntop
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Eylül 2012 Pazartesi
20 Eylül 2012 Perşembe
Marsilya'nın Oyun Planı
Spartak Moskova maçları sonunda yolunu Avrupa Ligi tabelasının olduğu tarafa çeviren Fenerbahçe, gruplardaki ilk maçın sonunda geriye baktığında büyük bir avantajı cebine koymuş olabilir. Fransa Ligi'nde ilk beş haftalık periyodu kayıpsız geçen tek takım ünvanıyla İstanbul'a gelecek olan Marsilya, oldukça moralli durumda. Grubun birinci torba takımılar ve formdalar, böyle bir ortamda da onları Kadıköy'de ağırlamak en ideal olanı gibi gözüküyor. Kaybetmek, ilk hafta itibariyle işlerin sonunu getirmez. Kazanmak, çok ciddi bir avantajı beraberinde getirir.
Marsilya ligde oynadığı beş maçın sonunda, ilk 11'den 9 oyuncusunu sabit olarak kadroya yazdı. Bunlar; kalede tecrübeli Mandanda, sezona orta sahada başlayan ama Azpilicueta'nın gitmesinin ardından sağ beke geçen Kabore, stoperler Nkoulou- Fanni, sol bek Morel, orta göbekte Cheyrou, önünde takımın yönlendiricisi Valbuena, onun solunda patlayıcı Andre Ayew ve forvette de yetenek abidesi Gignac olarak dikkat çekiyor. Değişen diğer isimler ise; gidene kadar forma giyen Azpilicueta, Jordan Ayew ile değişmeli oynayan Amelfitano ve orta sahada forma giyen Rafidine Abdullah ile Mbia.
Hafta sonu Nancy deplasmanındaydılar ve 1-0 kazandıkları maçta sahaya 4-2-3-1 dizilişi ile çıktılar. Değişken isimlerden ikisi, golün de sahibi Jordan Ayew ve Abdullah oldu. Özellikle gol gelene kadar, çok etkiliydiler. Golden sonra oyunu soğutma, Ayew'lerin geri çekilmesiyle 4-4-1-1'e kayan bir oyun izledik. Diğer maçlarda olduğu gibi de iyi pozisyon alan Marsilya, rakibine ciddi bir şans vermedi.
Marsilya'nın sahadaki birinci önceliği, kanatlar. Beklerden başlayıp, Valbuena'nın topun olduğu kanada gelip kısa paslaşmalar ile rakibi tartmak ilk tercihleri gibi gözüküyor. Buradan kaçırılan ön alan oyuncusu ve topun olduğu kanat göz önündeyken, olan da haliyle ters kanattan oluyor. Nancy maçında bunu sıkça denediler, üç kere başarıya da ulaştılar. Sadece sonunu getiremedikleri bu organizasyonun print screenlerini alıp, gördüğünüz gibi eklemeyi de yaptık. Bu organizasyonun en önemli parçası bekler ve kuşkusuz Valbuena, çok değerli bir oyuncu. Bunu destekleyen en önemli istatistik de; maç içerisinde ekranlara gelen topa değme rakamları. Marsilya'nın ilk üçü; sol bek Morel, Valbuena ve sağ bek Kabore şeklindeydi.
İkinci öncelikleri ise, değişken oyuncular. İleri hattın çok yönlü olması ve ön alandaki bütün bölgelerde oynayabilmesi takıma esneklik kazandırıyor. Yeri geldiğinde Gignac solda, yeri geldiğinde sağda gözükebiliyor. Bu akıcılıkta, pozisyon zenginliği getiriyor. Yine Nancy maçından gördüğümüz gibi; Gignac sağdan getiriyor, Valbuena bitirici koşuyu yapıyor ve Jordan Ayew'de pozisyon itibariyle geçtiği forvet bölgesinde stoperleri kendine çekiyor.
Tüm bunlar olurken, top kendilerinde değilken de presi eksik etmiyorlar. Topun olduğu bölgeye ciddi pres yaparak, rakibi hataya zorluyorlar ki bu konuda Fenerbahçe'nin eksik olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır.
Sonuç olarak; kanatların önem kazanacağı bir maç bizleri bekliyor. Gökhan Gönül'ün formsuz olduğu dönemde önünde Mehmet Topuz'un olması bir şans, Hasan Ali Kaldırım'ın henüz tam oluru almamışken önündeki ismin Caner Erkin olması da bir gereklilik. Diziliş ise hafta sonu Mersin İdman Yurdu karşısında olduğu gibi, 4-4-1-1 olması isabetli olacaktır.
Marsilya ligde oynadığı beş maçın sonunda, ilk 11'den 9 oyuncusunu sabit olarak kadroya yazdı. Bunlar; kalede tecrübeli Mandanda, sezona orta sahada başlayan ama Azpilicueta'nın gitmesinin ardından sağ beke geçen Kabore, stoperler Nkoulou- Fanni, sol bek Morel, orta göbekte Cheyrou, önünde takımın yönlendiricisi Valbuena, onun solunda patlayıcı Andre Ayew ve forvette de yetenek abidesi Gignac olarak dikkat çekiyor. Değişen diğer isimler ise; gidene kadar forma giyen Azpilicueta, Jordan Ayew ile değişmeli oynayan Amelfitano ve orta sahada forma giyen Rafidine Abdullah ile Mbia.
Hafta sonu Nancy deplasmanındaydılar ve 1-0 kazandıkları maçta sahaya 4-2-3-1 dizilişi ile çıktılar. Değişken isimlerden ikisi, golün de sahibi Jordan Ayew ve Abdullah oldu. Özellikle gol gelene kadar, çok etkiliydiler. Golden sonra oyunu soğutma, Ayew'lerin geri çekilmesiyle 4-4-1-1'e kayan bir oyun izledik. Diğer maçlarda olduğu gibi de iyi pozisyon alan Marsilya, rakibine ciddi bir şans vermedi.
Marsilya'nın sahadaki birinci önceliği, kanatlar. Beklerden başlayıp, Valbuena'nın topun olduğu kanada gelip kısa paslaşmalar ile rakibi tartmak ilk tercihleri gibi gözüküyor. Buradan kaçırılan ön alan oyuncusu ve topun olduğu kanat göz önündeyken, olan da haliyle ters kanattan oluyor. Nancy maçında bunu sıkça denediler, üç kere başarıya da ulaştılar. Sadece sonunu getiremedikleri bu organizasyonun print screenlerini alıp, gördüğünüz gibi eklemeyi de yaptık. Bu organizasyonun en önemli parçası bekler ve kuşkusuz Valbuena, çok değerli bir oyuncu. Bunu destekleyen en önemli istatistik de; maç içerisinde ekranlara gelen topa değme rakamları. Marsilya'nın ilk üçü; sol bek Morel, Valbuena ve sağ bek Kabore şeklindeydi.
İkinci öncelikleri ise, değişken oyuncular. İleri hattın çok yönlü olması ve ön alandaki bütün bölgelerde oynayabilmesi takıma esneklik kazandırıyor. Yeri geldiğinde Gignac solda, yeri geldiğinde sağda gözükebiliyor. Bu akıcılıkta, pozisyon zenginliği getiriyor. Yine Nancy maçından gördüğümüz gibi; Gignac sağdan getiriyor, Valbuena bitirici koşuyu yapıyor ve Jordan Ayew'de pozisyon itibariyle geçtiği forvet bölgesinde stoperleri kendine çekiyor.
Tüm bunlar olurken, top kendilerinde değilken de presi eksik etmiyorlar. Topun olduğu bölgeye ciddi pres yaparak, rakibi hataya zorluyorlar ki bu konuda Fenerbahçe'nin eksik olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır.
Sonuç olarak; kanatların önem kazanacağı bir maç bizleri bekliyor. Gökhan Gönül'ün formsuz olduğu dönemde önünde Mehmet Topuz'un olması bir şans, Hasan Ali Kaldırım'ın henüz tam oluru almamışken önündeki ismin Caner Erkin olması da bir gereklilik. Diziliş ise hafta sonu Mersin İdman Yurdu karşısında olduğu gibi, 4-4-1-1 olması isabetli olacaktır.
3 Eylül 2012 Pazartesi
Sivasspor 0-0 Fenerbahçe l Çift Forvet
Hafta içinde Spartak Moskova'ya karşı aldığı beraberlikle Şampiyonlar Ligi gruplarına kalamayan Fenerbahçe, Sivas deplasmanında da benzeri bir sonuca imza attı ve golsüz biten maç ile birlikte camiayı tekrar ayağa kaldırma fırsatını elinin tersiyle itmiş oldu. Sorunları rafa kaldıracak, takımın önüne ışık tutacak kritik sınavda sergilenen oyun ise yine tam not alamadı. Ayağa kaldırma işi de haliyle yapılma ihtimali olan transfere kaldı. Bu yeni oyuncunun sahaya koyacağı niteliğin konumu, sezonun geri kalanı adına tamam ya da devam diyecek türden noktasında. Kafa olarak futbolcular birini arıyor; görünmese de, ister istemez görüyorlar. Futbolcuların bu ruh haline döndüğü noktada, milli maç arasının gelmesi de büyük şans doğrusu ve şimdi önlerinde bir nefes, bir soluklanma fırsatı var.
Fenerbahçe, Moussa Sow gibi kaliteli ayak yine sol kanada hapis kalacak diye düşündüren ilk 11 ile sahadaydı. Bunun böyle olmadığını ise maçın başlama düdüğüyle birlikte anladık. Çünkü Fenerbahçe, çift forvet oynuyordu. Diziliş olarak 4-2-3-1'den, net bir şekilde 4-3-1-2'ye dönmek; takımın boyunu da kısaltmıştı ama kafalarda çok başka şeylerin olması ve ilerleyen dakikalarla yorgunluğun da bastırmasıyla, istenen gol bir türlü gelmedi. Aykut Kocaman'ın yaptığı değişikliklerle de, eski sisteme yeniden dönüldü.
Çift forvetli sistemde Fenerbahçe gol bulamamış olmasına rağmen, bazı şeyleri yerine oturtmuş gibiydi. Bunun en güzel örneği de; Gaziantepspor ve Spartak Moskova maç yazılarında belirttiğimiz gibi, yeni bir oyuncunun gelmemesi halinde Mehmet Topuz'un merkeze kaydırılması ve Mehmet Topal'ın Fenerbahçe forması altında en iyi oyununu kanatlara yayılarak oynaması gerçeği olarak göze çarpıyordu. Üçlü orta sahanın merkezinde Selçuk Şahin, sağ yanında Mehmet Topuz ve sol yanında Mehmet Topal ile maçın başlaması da bu doğrultuda çok olumlu bir gelişme oldu. Bunun sahadaki yansıması ise; tam not verilecek türden olmasa da, geçtiğimiz maçlara oranla hücuma daha rahat çıkan bir Fenerbahçe'ydi.
Hücuma rahat çıkan Fenerbahçe, bundaki çabukluğu ve isabeti ise; kuşkusuz takımın boyuna ve aynı tipte oyuncuların, aynı göreve verilmemesine borçlu. Dirk Kuyt ve Sow hareketli olunca, bu canlılık Sivasspor savunmacılarının yerleşmesini ciddi bir şekilde bozdu. Ancak Alex'in formsuzluğu, bu ikilinin şanssızlığı oldu. Sistemin şanssızlığı da, bekler ve çabuk düşen kondisyon oldu. Bütün sahayı kullanması beklenen bekler, sadece Hasan Ali Kaldırım'ın bir kere gelmesiyle çalıştı. Onda da Alex, kafa vuruşunu kaleciye nişanladı.
Bu yeni sistemin denendiği dakikalar içinde, savunma olarak da Fenerbahçe'nin fazla sıkıntı çekmediğini söyleyebiliriz. Özellikle Gaziantepspor'a karşı verilen pozisyonlar göz önüne alınırsa; Sivasspor'a bu sistem dahilinde verilenler, sadece bireysel hatadan kaynaklı top ile çıkamamak olarak gözükecektir. En önemlisi de Gökhan Gönül'ün topu uzaklaştıramayıp, Aatıf'ın önünde kalan toptu zaten. Peki neden bu sistemden vazgeçildi, eski sistem geri döndü? İşte o da büyük bir soru işareti olarak kalacak, çünkü oyun içinde açıklamasını biz hiç bir şekilde bulamadık. Oyuncu değişikliklerinden sonra, Fenerbahçe'nin yediği ciddi baskı da bizleri destekler nitelikteydi.
Ev sahibi Sivasspor ise, geleneksel dizilişiyle sahadaydı. Kanatlardan biri uzak forvet, merkezde de üç mücadeleci oyuncu olmak üzere; 4-2-3-1. Fenerbahçe'nin oyuncu değişikliğine kadar da, oyunu geride kabul eden anlayış. Bu noktada, hızlı bir Kamil Grosicki'nin varlığını aradılar. Yeni transfer Aatıf, teknik ama devamlılığı zayıf bir görüntü içindeydi. Takımın en ileri ucundaki Eneramo ise; yazı kulüp aramakla geçirmesine rağmen, çok diri ve sürekli kanatlara açılıp top alması olsun, ikili mücadelelerde Yobo- Egemen Korkmaz ikilisini yıpratan görüntüsü olsun gayet olumlu bir oyun oynadı.
Sivasspor: Milan Borjan, Uğur, Erhan, Navratil, Ziya, Doğa (70 Rajnoch), Kadir, Pedriel (72 Grosicki), Erman Kılıç (89 Murat Akça), Aatıf, Eneramo
Fenerbahçe: Mert Günok, Gökhan, Egemen Korkmaz, Yobo, Hasan Ali (85 Semih Şentürk), Mehmet Topal, Selçuk, Mehmet Topuz (70 Caner), Alex (70 Stoch), Kuyt, Sow
Fenerbahçe, Moussa Sow gibi kaliteli ayak yine sol kanada hapis kalacak diye düşündüren ilk 11 ile sahadaydı. Bunun böyle olmadığını ise maçın başlama düdüğüyle birlikte anladık. Çünkü Fenerbahçe, çift forvet oynuyordu. Diziliş olarak 4-2-3-1'den, net bir şekilde 4-3-1-2'ye dönmek; takımın boyunu da kısaltmıştı ama kafalarda çok başka şeylerin olması ve ilerleyen dakikalarla yorgunluğun da bastırmasıyla, istenen gol bir türlü gelmedi. Aykut Kocaman'ın yaptığı değişikliklerle de, eski sisteme yeniden dönüldü.
Çift forvetli sistemde Fenerbahçe gol bulamamış olmasına rağmen, bazı şeyleri yerine oturtmuş gibiydi. Bunun en güzel örneği de; Gaziantepspor ve Spartak Moskova maç yazılarında belirttiğimiz gibi, yeni bir oyuncunun gelmemesi halinde Mehmet Topuz'un merkeze kaydırılması ve Mehmet Topal'ın Fenerbahçe forması altında en iyi oyununu kanatlara yayılarak oynaması gerçeği olarak göze çarpıyordu. Üçlü orta sahanın merkezinde Selçuk Şahin, sağ yanında Mehmet Topuz ve sol yanında Mehmet Topal ile maçın başlaması da bu doğrultuda çok olumlu bir gelişme oldu. Bunun sahadaki yansıması ise; tam not verilecek türden olmasa da, geçtiğimiz maçlara oranla hücuma daha rahat çıkan bir Fenerbahçe'ydi.
Hücuma rahat çıkan Fenerbahçe, bundaki çabukluğu ve isabeti ise; kuşkusuz takımın boyuna ve aynı tipte oyuncuların, aynı göreve verilmemesine borçlu. Dirk Kuyt ve Sow hareketli olunca, bu canlılık Sivasspor savunmacılarının yerleşmesini ciddi bir şekilde bozdu. Ancak Alex'in formsuzluğu, bu ikilinin şanssızlığı oldu. Sistemin şanssızlığı da, bekler ve çabuk düşen kondisyon oldu. Bütün sahayı kullanması beklenen bekler, sadece Hasan Ali Kaldırım'ın bir kere gelmesiyle çalıştı. Onda da Alex, kafa vuruşunu kaleciye nişanladı.
Bu yeni sistemin denendiği dakikalar içinde, savunma olarak da Fenerbahçe'nin fazla sıkıntı çekmediğini söyleyebiliriz. Özellikle Gaziantepspor'a karşı verilen pozisyonlar göz önüne alınırsa; Sivasspor'a bu sistem dahilinde verilenler, sadece bireysel hatadan kaynaklı top ile çıkamamak olarak gözükecektir. En önemlisi de Gökhan Gönül'ün topu uzaklaştıramayıp, Aatıf'ın önünde kalan toptu zaten. Peki neden bu sistemden vazgeçildi, eski sistem geri döndü? İşte o da büyük bir soru işareti olarak kalacak, çünkü oyun içinde açıklamasını biz hiç bir şekilde bulamadık. Oyuncu değişikliklerinden sonra, Fenerbahçe'nin yediği ciddi baskı da bizleri destekler nitelikteydi.
Ev sahibi Sivasspor ise, geleneksel dizilişiyle sahadaydı. Kanatlardan biri uzak forvet, merkezde de üç mücadeleci oyuncu olmak üzere; 4-2-3-1. Fenerbahçe'nin oyuncu değişikliğine kadar da, oyunu geride kabul eden anlayış. Bu noktada, hızlı bir Kamil Grosicki'nin varlığını aradılar. Yeni transfer Aatıf, teknik ama devamlılığı zayıf bir görüntü içindeydi. Takımın en ileri ucundaki Eneramo ise; yazı kulüp aramakla geçirmesine rağmen, çok diri ve sürekli kanatlara açılıp top alması olsun, ikili mücadelelerde Yobo- Egemen Korkmaz ikilisini yıpratan görüntüsü olsun gayet olumlu bir oyun oynadı.
Sivasspor: Milan Borjan, Uğur, Erhan, Navratil, Ziya, Doğa (70 Rajnoch), Kadir, Pedriel (72 Grosicki), Erman Kılıç (89 Murat Akça), Aatıf, Eneramo
Fenerbahçe: Mert Günok, Gökhan, Egemen Korkmaz, Yobo, Hasan Ali (85 Semih Şentürk), Mehmet Topal, Selçuk, Mehmet Topuz (70 Caner), Alex (70 Stoch), Kuyt, Sow
30 Ağustos 2012 Perşembe
Fenerbahçe 1-1 Spartak Moskova l Boşa Giden Dakikalar
Şampiyonlar Ligi gruplarında iki takımla mücadele edip etmeyeceğimizi belirleyecek maç sonunda istediğimiz sonuç gelmedi ve temsilcimiz Fenerbahçe elendi. Fenerbahçe için sezonun yol haritasını çizecek bu maç, arabanın yakıtını tam yaktırmayarak boşa harcayan şoför gibi dakikaları çöpe atan Aykut Kocaman adına ise büyük hayal kırıklığı oldu. Tıpkı Young Boys, tıpkı Paok maçlarında olduğu gibi. Avrupa maçları karnesinde tek Vaslui deplasmanında galibiyeti olan ve Türkiye'de de Fenerbahçe'nin derbi ritmini bozan Aykut Kocaman, bu şartlar altında Fenerbahçeli kimliğine çok şey borçlu olsa gerek.
Zamanında Alex olmadan yoluna devam etmeyi düşünen ancak ilk denemesinde başarılı olamayan Aykut Kocaman'ın, ikinci denemesi ise bir hayli ilginç. Şöyle toparlayacak olursak; Alex'siz, Alex'in mutlaka olması gereken bir şekilde sahaya dizilen Fenerbahçe. Yani 4-2-3-1; aynı tip Selçuk Şahin- Mehmet Topal ve önlerinde Mehmet Topuz, zaman zaman sağ çizgideki Kuyt. Sol önde ise topu dikine taşıyabilecek tek isim, Krasic. Bu orta saha düzeniyle Alex olmadan Fenerbahçe'nin çeşitlilik yaratması mümkün değil, tek bir önlem ile bütün takım kilit. Orta ikili top çıkaramaz, Mehmet Topuz top taşıyamaz. Kuyt ise ancak karıştırıcı görevi görür. Böylelilikle bütün yük Krasic veya sonradan giren Stoch'a kalır ama onun da kontrolü, rakip için kolaylaşır. Nitekim de Spartak Moskova bunu çok rahat uyguladı, statik Fenerbahçe'ye ilk yarı itibariyle pozisyon vermediler.
İleride top tutamayan Fenerbahçe'ye ilk yardım, Moskova'nın ikinci yarıya geriye yaslanarak başlaması; ikinci yardım ise, Alex değişikliği sonucunda Mehmet Topuz'un merkeze çekilmesiyle geldi. Topuz üçüncü bölgeye kendini atarak oyunu dinamikleştirdi, Topal da Gaziantepspor maçındaki kimliğine döndü. Bu maçın başında kendisini frenleyen isim, ne yaptığını bilmeyen Selçuk Şahin'di. Bu bölgeye transfer gelmemesi halinde, iki Mehmet'in burada oynaması Fenerbahçe'nin ofansif gücüne katkı sağlayacaktır gibi gözüküyor, bunun üstüne gidilmesi gerekir. Maçtaki tek doğrusu Alex değişikliği olan Aykut Kocaman, on kişi kalan rakibine karşı yine aynı düzende oynamaya devam etti ve bu ısrarı da pahalıya patladı. Oysa elinde Kuyt varken, onu sağ çizgiden kurtarabilir. Sayıca eksilmiş rakibi, farklı yollardan bozguna uğratmayı deneyebilirdi.
Alex'siz oynayacağım diyen Aykut Kocaman'ın sistem değişikliğine gitmemesi bir yana, takımını psikolojik olarak da olayın için dahil edememesi ciddi sorun olarak gözüktü. Tam 45 dakika boyunca, Fenerbahçe bir panik halinde oynamaya çalıştı. Garip sistemine, hakem ve rakiple uğraşmayı da ekleyince ortaya karma karışık bir durum çıktı. Bu kaos ortamına müdahale etmeyen, izlemeyi tercih eden Aykut Kocaman ise bir başka eksi almış oldu.
Kısa kısa bazı oyunculara göz gezdirecek olursak;
Mert Günok: Galatasaray maçındaki zamanlama hatası, yine gerçekleşti. Gol pozisyonunda zamanınında çıkamadı, Arı bitirdi. Geçen hafta sonunun yıldızı genç kaleci, bu konuya özel olarak eğilmeli.
Yobo- Egemen Korkmaz: Uyum sorunu yaşıyorlar, biraz daha zamana ihtiyaçları var.
Selçuk Şahin- Mehmet Topal: Hafta sonu oynanan Gaziantepspor maç yazımızın içinde övgü alan iki isimden, Selçuk Şahin çok kötüydü. Top kaybı sayısı fazla, oyuna girme yüzdesi düşüktü. Mehmet Topal ise Selçuk Şahin ile birlikte vasat, Mehmet Topuz- Cristian ile birlikte iyi oynadı. Geçen maçlara göre; onun performansı, yanındakinin performansına direk bağlı olarak gözüküyor diyebiliriz.
Alex De Souza: Bu takımda her zaman oynar.
Fenerbahçe: Mert Günok, Gökhan Gönül, Yobo, Egemen Korkmaz, Hasan Ali Kaldırım, Kuyt, Mehmet Topal, Selçuk Şahin (59 Alex), Krasic (16 Stoch), Mehmet Topuz (79 Cristian), Sow
Spartak Moskova: Dykan, Kirill Kombarov (66 Bilyaletdinov), Suchy, Insaurralde, Makeev, McGeady, De Zeeuw, Romulo, Dmitri Kombarov, Ari (51 Carioca), Emenike (74 Dzyuba)
Zamanında Alex olmadan yoluna devam etmeyi düşünen ancak ilk denemesinde başarılı olamayan Aykut Kocaman'ın, ikinci denemesi ise bir hayli ilginç. Şöyle toparlayacak olursak; Alex'siz, Alex'in mutlaka olması gereken bir şekilde sahaya dizilen Fenerbahçe. Yani 4-2-3-1; aynı tip Selçuk Şahin- Mehmet Topal ve önlerinde Mehmet Topuz, zaman zaman sağ çizgideki Kuyt. Sol önde ise topu dikine taşıyabilecek tek isim, Krasic. Bu orta saha düzeniyle Alex olmadan Fenerbahçe'nin çeşitlilik yaratması mümkün değil, tek bir önlem ile bütün takım kilit. Orta ikili top çıkaramaz, Mehmet Topuz top taşıyamaz. Kuyt ise ancak karıştırıcı görevi görür. Böylelilikle bütün yük Krasic veya sonradan giren Stoch'a kalır ama onun da kontrolü, rakip için kolaylaşır. Nitekim de Spartak Moskova bunu çok rahat uyguladı, statik Fenerbahçe'ye ilk yarı itibariyle pozisyon vermediler.
İleride top tutamayan Fenerbahçe'ye ilk yardım, Moskova'nın ikinci yarıya geriye yaslanarak başlaması; ikinci yardım ise, Alex değişikliği sonucunda Mehmet Topuz'un merkeze çekilmesiyle geldi. Topuz üçüncü bölgeye kendini atarak oyunu dinamikleştirdi, Topal da Gaziantepspor maçındaki kimliğine döndü. Bu maçın başında kendisini frenleyen isim, ne yaptığını bilmeyen Selçuk Şahin'di. Bu bölgeye transfer gelmemesi halinde, iki Mehmet'in burada oynaması Fenerbahçe'nin ofansif gücüne katkı sağlayacaktır gibi gözüküyor, bunun üstüne gidilmesi gerekir. Maçtaki tek doğrusu Alex değişikliği olan Aykut Kocaman, on kişi kalan rakibine karşı yine aynı düzende oynamaya devam etti ve bu ısrarı da pahalıya patladı. Oysa elinde Kuyt varken, onu sağ çizgiden kurtarabilir. Sayıca eksilmiş rakibi, farklı yollardan bozguna uğratmayı deneyebilirdi.
Alex'siz oynayacağım diyen Aykut Kocaman'ın sistem değişikliğine gitmemesi bir yana, takımını psikolojik olarak da olayın için dahil edememesi ciddi sorun olarak gözüktü. Tam 45 dakika boyunca, Fenerbahçe bir panik halinde oynamaya çalıştı. Garip sistemine, hakem ve rakiple uğraşmayı da ekleyince ortaya karma karışık bir durum çıktı. Bu kaos ortamına müdahale etmeyen, izlemeyi tercih eden Aykut Kocaman ise bir başka eksi almış oldu.
Kısa kısa bazı oyunculara göz gezdirecek olursak;
Mert Günok: Galatasaray maçındaki zamanlama hatası, yine gerçekleşti. Gol pozisyonunda zamanınında çıkamadı, Arı bitirdi. Geçen hafta sonunun yıldızı genç kaleci, bu konuya özel olarak eğilmeli.
Yobo- Egemen Korkmaz: Uyum sorunu yaşıyorlar, biraz daha zamana ihtiyaçları var.
Selçuk Şahin- Mehmet Topal: Hafta sonu oynanan Gaziantepspor maç yazımızın içinde övgü alan iki isimden, Selçuk Şahin çok kötüydü. Top kaybı sayısı fazla, oyuna girme yüzdesi düşüktü. Mehmet Topal ise Selçuk Şahin ile birlikte vasat, Mehmet Topuz- Cristian ile birlikte iyi oynadı. Geçen maçlara göre; onun performansı, yanındakinin performansına direk bağlı olarak gözüküyor diyebiliriz.
Alex De Souza: Bu takımda her zaman oynar.
Fenerbahçe: Mert Günok, Gökhan Gönül, Yobo, Egemen Korkmaz, Hasan Ali Kaldırım, Kuyt, Mehmet Topal, Selçuk Şahin (59 Alex), Krasic (16 Stoch), Mehmet Topuz (79 Cristian), Sow
Spartak Moskova: Dykan, Kirill Kombarov (66 Bilyaletdinov), Suchy, Insaurralde, Makeev, McGeady, De Zeeuw, Romulo, Dmitri Kombarov, Ari (51 Carioca), Emenike (74 Dzyuba)
26 Ağustos 2012 Pazar
Fenerbahçe 3-0 Gaziantepspor l Alex De Souza
Lige İzmir'de bıraktığı iki puanla başlayan Fenerbahçe, sezonun yol haritasını çizecek Spartak Moskova rövanşı öncesi oyun olarak güven vermediği maçı net bir skorla kazanarak üç puanı cebine koydu ama geride bıraktıkları ile sıkıntıların merkezinde olduğunu gösterdi. Gaziantepspor'a verilen ciddi pozisyonlar kafalarda soru işaretleri oluşmasına neden olurken, Alex sorunsalı da kulübün ilk gündem maddesi haline tam olarak geldi. Bu iki olayı özetleyen durumlar ise, Mert Günok'un maçın adamı olması ve Aziz Yıldırım'ın maç içerisinde sahaya inip konuşmasıdır.
Elazığspor'a karşı oynayan takımdan beş farklı isimle maça başlayan Aykut Kocaman; geri dörtlüden üç ismi değiştirerek, Egemen Korkmaz'ın yanına hafta içi Rusya deplasmanında olduğu gibi Gökhan Gönül- Yobo ve Hasan Ali Kaldırım'ı yerleştirdi. Orta sahada Selçuk Şahin ve Mehmet Topal ikilisi görevlendirilirken, Mehmet Topuz ve Krasic de geçen haftadan farklı olarak takıma giren isimlerdi. Bu saydıklarımızın içinde en büyük değişim ise, kuşkusuz maç gününden önce öğrenilen Alex'in kadroda olmaması ve bu karşılaşmada forma giymemesiydi.
Aykut Kocaman temelinde gözüken Alex olayı, Aziz Yıldırım'ın sahaya inmesiyle boyut değiştirdi. "Aykut söyle, Alex nerede" sloganına tepki için taraftara anons yapan Fenerbahçe kulübü başkanı, "bu olayın çıkış noktası benim" düşüncesini akıllara soktu ve bizce çok net olarak bunu gösterdi. Bunu gösterirken ise, her daim yanında olan taraftarına çok büyük ayıp etmekten kaçınmadı. Hiçe saydı, görmezden geldi. Aziz Yıldırım'ın bu hakkı kendinde görmesini ise, maalesef Fenerbahçe taraftarı sağladı. Yanlışlarını hiç bir şekilde söylemediler, hatta onun için devlete kafa tuttular. Bunun geri dönüşü de, Aziz Yıldırım'ın kendisini Fenerbahçe'nin sahibi olarak hissetmesi oldu.
Altı ay önce Alex'in heykeli dikilecek adam konumundayken, bugün istenmeyen adam durumuna gelmesinin temelinde yatan durum ise Alex'in başkanına yeteri desteği sağlamamış olmasıdır. Birinci adam, birinci adamlıktan ziyade teşbihte hata olmamakla beraber "herkesin önünde eğilmesini" isteyen Aziz Yıldırım da bu çıkışıyla fikrimize ciddi destek sağlamıştır.
Fenerbahçe saha dışında Alex olayıyla birlikte tat vermiyorken, saha içi de aynı şekilde oyun olarak geçtiğimiz maçlardaki gibi hiç tat vermedi. Skor olarak çok rahat bir galibiyet almış gibi gözüken Fenerbahçe, kalesinde gördüğü tehlikeler ile korkulu dakikalar yaşadı. Özellikle yeni transfer Hasan Ali Kaldırım, pozisyon alma ve top uzaklaştırma- kullanma konusunda ciddi sıkıntılı bir görüntü verdi. Rakibine oyun 0-0 ve 1-0 olduğu dakikalarda toplam 6 tane net gol fırsatı veren Fenerbahçe'yi rahatlatan ise; Hikmet Karaman'ın yaptığı değişiklikler ile savunmayı üçe indirip, rakibe boş alan bırakması oldu. Bu dakikaya kadar pozisyon bulmakta zorlanan Aykut Kocaman'ın öğrencileri, bu andan sonra pozisyon buldu ve akabinde skora gitti.
Bu kadar olumsuzluk içinde Fenerbahçe'nin iyilerini ayrı maddeler halinde sayarsak ise;
* Mert Günok: Kesinlikle maçın adamıydı.
* Selçuk Şahin: Emre Belözoğlu'nun takımdan ayrılmasıyla birlikte orta sahada sorumluluk alacak oyuncu sıkıntısı çeken Fenerbahçe'ye, bu maçta o sıkıntıyı çektirmeyen oyuncu olarak dikkat çekti. Kendini boşa çıkararak toplar alan ve takımını yönlendiren Selçuk Şahin, orta sahanın başarılı oyuncularından biri oldu.
* Mehmet Topal: Geldiği günden beri en iyi maçını çıkardı. Attığı golün öncesinde koluyla bir müdahale olmasına rağmen, oyununu beğenmemizi sağlayan unsur golü değildi. Kanatlara gelerek, ikili- üçlü organizasyonların içinde olan Mehmet Topal'ın üçüncü golde de Hasan Ali Kaldırım'a pası veren isim olduğunu hatırlatmakta fayda var.
şeklinde sıralanacaktır.
Fenerbahçe: Mert Günok, Gökhan Gönül, Yobo, Egemen Korkmaz, Hasan Ali Kaldırım, Mehmet Topuz (78 Caner Erkin), Selçuk Şahin, Mehmet Topal, Krasic (63 Cristian), Sow (85 Recep Niyaz), Kuyt
Gaziantepspor: Karcemarskas, Binya, Kecojevic, Şenol Can, Ivan de Souza (72 Ekrem Dağ), Ismael Sosa (46 Cenk Tosun), Serdar Kurtuluş, Yasin Pehlivan, Turgut Doğan Şahin (72 Bekir Ozan Has), İbricic, Muhammet Demir)
Elazığspor'a karşı oynayan takımdan beş farklı isimle maça başlayan Aykut Kocaman; geri dörtlüden üç ismi değiştirerek, Egemen Korkmaz'ın yanına hafta içi Rusya deplasmanında olduğu gibi Gökhan Gönül- Yobo ve Hasan Ali Kaldırım'ı yerleştirdi. Orta sahada Selçuk Şahin ve Mehmet Topal ikilisi görevlendirilirken, Mehmet Topuz ve Krasic de geçen haftadan farklı olarak takıma giren isimlerdi. Bu saydıklarımızın içinde en büyük değişim ise, kuşkusuz maç gününden önce öğrenilen Alex'in kadroda olmaması ve bu karşılaşmada forma giymemesiydi.
Aykut Kocaman temelinde gözüken Alex olayı, Aziz Yıldırım'ın sahaya inmesiyle boyut değiştirdi. "Aykut söyle, Alex nerede" sloganına tepki için taraftara anons yapan Fenerbahçe kulübü başkanı, "bu olayın çıkış noktası benim" düşüncesini akıllara soktu ve bizce çok net olarak bunu gösterdi. Bunu gösterirken ise, her daim yanında olan taraftarına çok büyük ayıp etmekten kaçınmadı. Hiçe saydı, görmezden geldi. Aziz Yıldırım'ın bu hakkı kendinde görmesini ise, maalesef Fenerbahçe taraftarı sağladı. Yanlışlarını hiç bir şekilde söylemediler, hatta onun için devlete kafa tuttular. Bunun geri dönüşü de, Aziz Yıldırım'ın kendisini Fenerbahçe'nin sahibi olarak hissetmesi oldu.
Altı ay önce Alex'in heykeli dikilecek adam konumundayken, bugün istenmeyen adam durumuna gelmesinin temelinde yatan durum ise Alex'in başkanına yeteri desteği sağlamamış olmasıdır. Birinci adam, birinci adamlıktan ziyade teşbihte hata olmamakla beraber "herkesin önünde eğilmesini" isteyen Aziz Yıldırım da bu çıkışıyla fikrimize ciddi destek sağlamıştır.
Fenerbahçe saha dışında Alex olayıyla birlikte tat vermiyorken, saha içi de aynı şekilde oyun olarak geçtiğimiz maçlardaki gibi hiç tat vermedi. Skor olarak çok rahat bir galibiyet almış gibi gözüken Fenerbahçe, kalesinde gördüğü tehlikeler ile korkulu dakikalar yaşadı. Özellikle yeni transfer Hasan Ali Kaldırım, pozisyon alma ve top uzaklaştırma- kullanma konusunda ciddi sıkıntılı bir görüntü verdi. Rakibine oyun 0-0 ve 1-0 olduğu dakikalarda toplam 6 tane net gol fırsatı veren Fenerbahçe'yi rahatlatan ise; Hikmet Karaman'ın yaptığı değişiklikler ile savunmayı üçe indirip, rakibe boş alan bırakması oldu. Bu dakikaya kadar pozisyon bulmakta zorlanan Aykut Kocaman'ın öğrencileri, bu andan sonra pozisyon buldu ve akabinde skora gitti.
Bu kadar olumsuzluk içinde Fenerbahçe'nin iyilerini ayrı maddeler halinde sayarsak ise;
* Mert Günok: Kesinlikle maçın adamıydı.
* Selçuk Şahin: Emre Belözoğlu'nun takımdan ayrılmasıyla birlikte orta sahada sorumluluk alacak oyuncu sıkıntısı çeken Fenerbahçe'ye, bu maçta o sıkıntıyı çektirmeyen oyuncu olarak dikkat çekti. Kendini boşa çıkararak toplar alan ve takımını yönlendiren Selçuk Şahin, orta sahanın başarılı oyuncularından biri oldu.
* Mehmet Topal: Geldiği günden beri en iyi maçını çıkardı. Attığı golün öncesinde koluyla bir müdahale olmasına rağmen, oyununu beğenmemizi sağlayan unsur golü değildi. Kanatlara gelerek, ikili- üçlü organizasyonların içinde olan Mehmet Topal'ın üçüncü golde de Hasan Ali Kaldırım'a pası veren isim olduğunu hatırlatmakta fayda var.
şeklinde sıralanacaktır.
Fenerbahçe: Mert Günok, Gökhan Gönül, Yobo, Egemen Korkmaz, Hasan Ali Kaldırım, Mehmet Topuz (78 Caner Erkin), Selçuk Şahin, Mehmet Topal, Krasic (63 Cristian), Sow (85 Recep Niyaz), Kuyt
Gaziantepspor: Karcemarskas, Binya, Kecojevic, Şenol Can, Ivan de Souza (72 Ekrem Dağ), Ismael Sosa (46 Cenk Tosun), Serdar Kurtuluş, Yasin Pehlivan, Turgut Doğan Şahin (72 Bekir Ozan Has), İbricic, Muhammet Demir)
19 Ağustos 2012 Pazar
SB Elazığspor 1-1 Fenerbahçe l Fair Play
Maç başlarındaki seremoniler sırasında, küçük çocukların üzerindeki formalarda yazan "fair play" lafının sözde kaldığı bir maçı geride bıraktık. Sanica Boru Elazığsporlu Bülent Ertuğrul yerde yatarken, Mehmet Topuz başta olmak üzere bütün Fenerbahçeli futbolcular oyuna devam etti ve hakem Tolga Özkalfa da buna seyirci kalınca, atak gol ile sonuçlandı. Skorun eşitlenmesi bir yana, Sedat Bayrak'ın acemiliğinden kaynaklı olarak Elazığspor uzatmalarla birlikte son yarım saati on kişi oynamak zorunda kaldı. Özellikle son anlarda rakip üzerinde ciddi baskı yaratan Fenerbahçe, pozisyonlardan yararlanamayınca ise iki takım birer puanı paylaştı.
Artık herkesin bildiği ve gördüğü gibi, Fenerbahçe'nin Emre Belözoğlu'ndan sonraki oyunu rakip sahaya yıkan merkez orta saha oyuncu eksikliği bas bas bağırmaya devam ediyor. Oyunu bu şablon altında iki farklı bölgede oynayan sarı lacivertliler, topu ileri alana taşımakta yavaş kaldığından dolayı da rakibe hazırlanması için ekstra süre tanımış oluyor. Merkez ikiliye baskı geldiğinde topu ileri taşıyamayan Fenerbahçe, bu oyuncu yapısıyla bunu aşacak gibi de görünmüyor. Taraftarın tepkisini çeken Selçuk Şahin, Cristian Baroni ve Mehmet Topal üçlüsünün bu noktada en az suçlu olan isimler olduğunu da ifade etmek gerekiyor. Onlardan yapamayacakları şeyleri beklemek, sanırım en yanlış iş olarak dikkat çekiyor. Fenerbahçe'nin bu sorunu aşmasının tek yolu, transfer dönemi kapanmadan bu bölgeye bir transfer yapmaktan geçiyor ancak olası Spartak Moskova mağlubiyeti dışında buna yöneleceklerini de düşünmüyorum.
Geçtiğimiz Galatasaray maçı ve bu maçın gösterdiklerinden yola çıkarak; Fenerbahçe savunma hattının temel taşları Gökhan Gönül ve Yobo olmadan bu savunmanın bir artısının kalmadığı, Mehmet Topal'ın bu sistemde başarılı olmasının zor olduğu ve bu bölgeye çift yönlü bir transfer ihtiyacı, Kuyt'ın büyük kazanç olduğu, Fenerbahçe'nin kanatlarının Caner Erkin- Krasic ikilisi olması gerektiği notlarını söyleyebiliriz.
Ligin yeni ekiplerinden Elazığspor, klasik Bülent Uygun takımlarının uyguladığı taktik ile sahada yer aldı. Savunmayı geri çeken Elazığspor, orta sahayı da kalabalık tutarak Fenerbahçe'nin top yapmasının önüne geçti. 4-1-4-1 dizilişiyle; Mehmet Topal- Selçuk Şahin ikilisine rahat vermeyen Bülent Uygun'un öğrencileri, dörtlü savunmanın önündeki Sezer Badur ile de Alex'i kontrol etti. Defansif olarak beklenenleri başarılı bir şekilde yerine getiren Elazığsporlu oyuncular; ilk devre Sedat Bayrak'ın ıskaladığı ve Kuyt'ın karşı karşıya kaldığı pozisyon dışında Fenerbahçe'ye pozisyon vermedi. Bekler rakip kanat oyuncularına karşı iyi durup, bindirmeleri yerinde yaptı.
Elazığspor, ofansif olarak da hızlı hücumlarla ters kanadı ceza sahasına sokma düşüncesindeydi. Tum artı ters kanat ile nispeten sayıca fazlalaşmak isteyen Elazığspor; Köksal'ın savunmayı kendine çekerek, Orhan Şam'ın da Tum'u takip etmemesi sonucunda boş kalmasıyla güzel bir kontra golüne ulaştı. Bu golden sonra, farkı ikiye çıkarmak için yine hızlı hücumlar bulan Elazığspor'un eksikliği ise bu hücumları yönlendirecek biri oldu.
Sanica Boru Elazığspor: Ivesa, Adem, Bilica, Sedat, Kwasie, Bülent, Sezer, Murat (77 Gökhan), Faubert (73 Spahija), Köksal, Tum (87 Feidouno)
Fenerbahçe: Mert, Orhan (58 Mehmet Topuz), Bekir, Egemen, Caner, Kuyt, Selçuk (75 Krasic), Mehmet Topal (58 Cristian), Stoch, Alex, Sow)
Artık herkesin bildiği ve gördüğü gibi, Fenerbahçe'nin Emre Belözoğlu'ndan sonraki oyunu rakip sahaya yıkan merkez orta saha oyuncu eksikliği bas bas bağırmaya devam ediyor. Oyunu bu şablon altında iki farklı bölgede oynayan sarı lacivertliler, topu ileri alana taşımakta yavaş kaldığından dolayı da rakibe hazırlanması için ekstra süre tanımış oluyor. Merkez ikiliye baskı geldiğinde topu ileri taşıyamayan Fenerbahçe, bu oyuncu yapısıyla bunu aşacak gibi de görünmüyor. Taraftarın tepkisini çeken Selçuk Şahin, Cristian Baroni ve Mehmet Topal üçlüsünün bu noktada en az suçlu olan isimler olduğunu da ifade etmek gerekiyor. Onlardan yapamayacakları şeyleri beklemek, sanırım en yanlış iş olarak dikkat çekiyor. Fenerbahçe'nin bu sorunu aşmasının tek yolu, transfer dönemi kapanmadan bu bölgeye bir transfer yapmaktan geçiyor ancak olası Spartak Moskova mağlubiyeti dışında buna yöneleceklerini de düşünmüyorum.
Geçtiğimiz Galatasaray maçı ve bu maçın gösterdiklerinden yola çıkarak; Fenerbahçe savunma hattının temel taşları Gökhan Gönül ve Yobo olmadan bu savunmanın bir artısının kalmadığı, Mehmet Topal'ın bu sistemde başarılı olmasının zor olduğu ve bu bölgeye çift yönlü bir transfer ihtiyacı, Kuyt'ın büyük kazanç olduğu, Fenerbahçe'nin kanatlarının Caner Erkin- Krasic ikilisi olması gerektiği notlarını söyleyebiliriz.Ligin yeni ekiplerinden Elazığspor, klasik Bülent Uygun takımlarının uyguladığı taktik ile sahada yer aldı. Savunmayı geri çeken Elazığspor, orta sahayı da kalabalık tutarak Fenerbahçe'nin top yapmasının önüne geçti. 4-1-4-1 dizilişiyle; Mehmet Topal- Selçuk Şahin ikilisine rahat vermeyen Bülent Uygun'un öğrencileri, dörtlü savunmanın önündeki Sezer Badur ile de Alex'i kontrol etti. Defansif olarak beklenenleri başarılı bir şekilde yerine getiren Elazığsporlu oyuncular; ilk devre Sedat Bayrak'ın ıskaladığı ve Kuyt'ın karşı karşıya kaldığı pozisyon dışında Fenerbahçe'ye pozisyon vermedi. Bekler rakip kanat oyuncularına karşı iyi durup, bindirmeleri yerinde yaptı.
Elazığspor, ofansif olarak da hızlı hücumlarla ters kanadı ceza sahasına sokma düşüncesindeydi. Tum artı ters kanat ile nispeten sayıca fazlalaşmak isteyen Elazığspor; Köksal'ın savunmayı kendine çekerek, Orhan Şam'ın da Tum'u takip etmemesi sonucunda boş kalmasıyla güzel bir kontra golüne ulaştı. Bu golden sonra, farkı ikiye çıkarmak için yine hızlı hücumlar bulan Elazığspor'un eksikliği ise bu hücumları yönlendirecek biri oldu.
Sanica Boru Elazığspor: Ivesa, Adem, Bilica, Sedat, Kwasie, Bülent, Sezer, Murat (77 Gökhan), Faubert (73 Spahija), Köksal, Tum (87 Feidouno)
Fenerbahçe: Mert, Orhan (58 Mehmet Topuz), Bekir, Egemen, Caner, Kuyt, Selçuk (75 Krasic), Mehmet Topal (58 Cristian), Stoch, Alex, Sow)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















